Atatürk’ün Anadolu’ya Gönderilmesindeki Gerçek!

Ana Sayfa » Osmanlı Tarihi » Atatürk’ün Anadolu’ya Gönderilmesindeki Gerçek!
Atatürk’ün Anadolu’ya Gönderilmesindeki Gerçek!

Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’ya gitmesiyle ilgili birçok söylentiler bulunmaktadır. Bu söylentiler doğrultusunda Atatürk’ün Anadolu’ya gitmesiyle ilgili bu söylentileri aydınlığa kavuşturmak amacıyla soru cevap şeklinde gerçek bilgileri paylaşalım. Atatürk’ün Anadolu’ya gönderilmesiyle ilgili ortaya atılan şeylerin bazıları şu şekilde; Atatürk’ü, Anadolu’ya İstanbul yönetimi mi gönderdi? yoksa Atatürk İstanbul’dan uzaklaştırılmak için mi gönderildi? Diğer bir söylenti ise Padişah Vahdeddin’in, Atatürk’ü göndermesiyle ilgili. Padişah Vahdeddin, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya, gerçekten kurtuluş savaşı versin diye mi gönderdi? İşte bütün bu soruların cevaplarını bu yazımızda bulacaksınız.

Şimdi şu soruların yanıtını arayalım…

Mustafa Kemal’i İstanbul Yönetimi mi Seçerek Gönderdi?

Atatürk’ü Anadolu’ya Padişah, Sadrazam ve ilgili Hükümet üyeleri bilerek seçip gönderdiler. Seçkin bir komutan olduğunu, Anadolu’daki sorunları istekleri doğrultusunda çözebileceğine inanıyorlardı. Belki de Atatürk’ün belirttiği gibi “şaşkınlık” ve “aymazlık” içerisindeydiler. Şu bir gerçek ki, Atatürk’ün gerçek amacını bilmiyorlardı. Bilselerdi kesinlikle böyle bir görev vermezlerdi. Anadolu’daki sorunları hüküetin amaçladığı biçimde çözebilecek güç ve koşullar da vardı Atatürk’te. Alman ve Enver karşıtıydı. İttihat Terakkili değildi. İngilizlerle herhangi bir çelişkiye girmemiş, sürekli onları okşamıştı.

Mustafa Kemal İstanbul’dan Uzaklaştırılmak İçin mi Gönderildi?

Bir takım tarihçiler Atatürk’ün “İstanbul’dan uzaklaştırmak” amacıyla gönderildiğini savunurlar. Bu yaklaşım pek inandırıcı olmadığı gibi, tutarlı da değil. Uzaklaştırmak aacıyla gönderselerdi bu ölçüde geniş yetkiler veremecekleri gibi tutuklarlardı yada İngilizler’e tutuklattırırlardı. Bilindiği gibi Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’ya geniş hükümet yetkisiyle gönderiliyordu. Gerek İngilizler olsun, gerekse padişah ve İstanbul hükümeti olsun; Mustafa Kemal’in dostları Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa ve Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım (İnanç) Paşa‘ya verdiği ipuçlarındaki düşüncelerini bilmiyorlardı. Mustafa Kemal Atatürk‘ün de, “Babıali ve Saray, benim hakkımda derin aymazlık içinde bulunuyorlar” diyerek doğruladığı gibi; Mustafa Kemal’in asıl düşüncesi amacı bilinmiyordu.

Mustafa Kemal’i koruyor ve yardımcı oluyorlardı. Zaten, bilindiği gibi, İngilizler ve hükümet durumu öğrenir öğrenmez Mustafa Kemal’i hemen geri çağıracaklar. Dahası Mustafa Kemal’in yola çıktığının aynı gecesi kşkulanan İngilizler hemen geri döndürülmesine çalışacaklardır. İngiliz arşivlerinde bulunan, Amiral Webb‘in 28.06.1919‘da İngiltere’ye gönderdiği şu raporda İngilizler’in ve Osmanlı Hükümeti’nin Mustafa Kemal’in gerçek düşüncesini bilmediklerini, öğrendikten sonra da hemen geri çağırdıklarını belirtir;

Çanakkale Savaşında bir hayli şöhret yapan Mustafa Kemal Başbakanca Samsun’a müfettiş olarak gönderildi. Başbakan’ın niyeti kötü değildi, ama Mustafa Kemal Samsun’a gittiğinden beri ulusçu eylemlere girişti. Başbakan onu çağıracağına söz verdi.

Padişah Vahdeddin, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya, Gerçekten Kurtuluş Savaşı Versin Diye mi Gönderdi?

Mustafa Kemal’in Anadolu’ya Padişah ve Hüküöetçe bilerek görevlendirilmesine karşın, bilinçli bir gönderiş değildi. Gerçi Mustafa Kemal anılarında padişahla vedalaşırken padişahın kendisine; “Ben artık ülke ve ulusumu nasıl kurtaracağımı tasarlamaktan kuşkuya düşüyorum. (…) Ulus uyanık ve gözü açık olursa bu kötü durumdan gerek bizi ve gerek kendini kurtarır.” “Asıl şimdi yapacağın görev hepsinden daha önemli. Devleti kurtarabilirsin.” dediğini, bunların kendisini “şaşırttığını“, bu sözlerle neyi amaçladığını hala da çözemediğini belirtir.

Mustafa Kemal’in, Vahdeddin ve Hükümetçe Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı versin diye gönderildiğini böyle bir gizli amaç taşıdığını zannetmiyoruz. Padişah’ın, Atatürk’e söyledikleri ise o anki bir ruhsal durumun, esinlenmenin ve zor koşulların yarattığı acizliğin sonucuydu. Çünkü bu sözler konuşulurken Yunanlılar İzmir’e çıkıyorlardı. İstanbul işgal edilmişti. İşgalçi devlet gemileri sarayın karşısında demirlemiş ve top namlularını sarayın pencerelerine doğrultmuşlardı. Böylesi bir durumda söylenen bu sözler o anki psikolojik ortamın çırpınışları ve Vahdeddin’in içinde bulunduğu çaresizliğin belirtileriydi. Mustafa Kemal’i de şaşırtan bu sözler bilinçli söylenmiş sözler değil, acizliğin yarattığı şaşkınlıklardı. Çünkü eğer, ülkeyi kurtarma doğrultusunda bir amaç taşısaydı bunu Mustafa Kemal’e açıkça söylerdi. Tasarılarını açıklardı. İsteklerini belirtirdi. Böyle bir davranışını görmüyoruz. Mustafa Kemalê değil, hiç kimseye de bu doğrultuda bir görüş belirtmesi yok. Bu nedenle bu sözleri o anki ruhsal durumun ve şaşkınlığın belirtileri olarak düşünüyoruz. Öyle ki, bundan sonra da Kuruluş yanlısı bir tutum görülmüyor. İngiltere’nin Mustafa Kemal’i geri çağırma isteklerine tümüyle uyuyor. Mustafa Kemal ve kadrosunu ölümle cezalandırıyor. Anadolu halkının Mustafa Kemal’den kopmasını amaçlayan fetvalar göndertiyor. Halife ve Kuva’i İnzibatiye orduları kurdurtarak, Anadolu’ya saldırtıyor, yer yer Anadolu’yu ayaklandırıyor, Türk ulusunun kurtuluşunu engellemek için ne gerekiyorsa yapıyor.

Müfettişlik görevi için Mustafa Kemal’i bizzat Vahdeddin’in seçtiği Kurtuluş Savaşını başlatmak için eline bir “hattı hümayun” verdiği savları şu belgeye dayandırılmak isteniyor. Vahdeddin’in ülkeden kaçmasından sonra, “yüzellilik”lerden olmamasına karşın ülkeyi terk eden eski polis müdürlerinden Radi Azmi (Yeğen), Vahdeddin‘in San Remo‘da kendisine şunları anlattığını söyler;

Samsun’a bir müfettiş gönderileceğini öğrenince yardımcılarımdan (yaveran) Kurmay Tuğgeneral MustafaKemal Paşa’yı da adaylar arasında göz önüne alınız, diye uyardım.” diyor ki doğruluk payı büyüktür. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Padişah Vahdeddin, Mustafa Kemal’e verilen 14.05.1919 tarihli “hattı hümayum“a yalnızca Mevlanazade Rıfat‘ı “Türk İnkılabının İçyüzü” kitabında rastlanmaktadır. Bölge şöyle:

Hükümdarlığımın yardımcısı

Kurmay Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa’ya

Genel Savaşın Bağlaşıklar (Üçlü İttifak) adına yitirilmesi üzerine ortaya çıkan siyal durum yüce soyumun mülkü ile saltanat ve halifelik makamını çetin ve tehlikeli bir ortama sürüklediğinden yüce hükümetimin kararı ile atandığınız bölgede düzeni sağlamak ve yeni ortaya çıkan bağlılığa aykırı durumların tümünü yasaklayıp ortadan kaldırma konusunda çaba göstererek ulusumun güvenliğini sağlamak ve mülkümü karşıklıktan kurtarmak için birlik olarak hareket edilmesini selamlarımla asker,  memur ve halka bildirilmesini buyuruyorum.

Duruma bakılırsa, Mustafa Kemal bu padişah buyruğundan hiçbir zaman yararlanmadığı gibi, kullanmamıştır da. Pek kimsenin bilgisi yok bu buyruktan. Dahası Mustafa Kemal’in kuruluyla birlikte Sivas’taki III. Kolordu Komutanlığına giden Refet (Bele) Bey‘in bile, anlattıklarına göre, haberi olmamıştı. Durum böyle de olmasa, bu belgeye dayanarak Padişahın Kurtuluş Savaşı başlatması için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderdiği savunulamaz. Çünkü belge bir takım yuvarlak sözlerle dolu. Bunlar bilinen ve normalinden söylenecek sözler. Kurtuluş Savaşını başlatması için görev verici hiçbir ipucu taşımıyor. Yani Mstafa Kemal’in atanmasını kolaylaştırmış, Padişah Vahdeddin ve Sadrazam D. Ferit Paşa engel olmadıkları gibi, bir kısım yararlı görevler de beklemişlerdi.

Bir takıma savlara (iddialara) göre, padişah bu olayda iki yüzlü bir siyasal izliyordu. Dışa karşı Damat Ferit Paşa‘yı tutarken, bir yandan da ulusçuları destekliyordu. “Dış Paşa” diye adlandırdığı Sami Günzberg‘e bu tutumunu açarmış. Ali Rıza Paşa‘ya Başbakanlık görevine geldiği gün: “artık yapacak hiçbir şey kalmayınca, hiç olmazsa yurdun can evini kurtarsın.” diye Mustafa Kemal’i Anadolu’ya kendisinin gönderdiğini söylediği ileri sürülüyor. Doğruluğu kuşku götüren bu savı zaten L. Kinross da pek inanmadığından “mış”lı anlatıyor. Doğruluk payı olmadığını belge ve kanıtlarla ispatladığımız bu tutumu N. H. Uluğ da bu tür “sapık görüşlerin hiçbir değeri” olmadığını söyleyerek inanmadığını belirmektedir.

Bir önceki yazımız olan Atatürk’ün Maliye Politikası başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Atatürk’ün Anadolu’ya Gönderilmesindeki Gerçek! - Yorumlar

YORUMLARINIZI PAYLAŞIN

 

Yapılan Yorumlar

BENZER İÇERİKLERİlginizi çekebilecek diğer içerikler

SOSYAL MEDYADA BİZSitemizin sosyal medya hesapları

ÖNE ÇIKAN KATEGORİLER

RASTGELE İÇERİKLER

Ömer Hayyam Biruni Selçuk Sultanı Tuğrul’un Kadına Saygısı Osmanlı’nın Son Direnişi: ÇANAKKALE SAVAŞI 1915 (18 Mart Deniz Zaferi) || 3D VERSİYON Atatürk’ün Maliye Politikası Selçuklu Hanedanı

FACEBOOK'TA BİZ

İstanbul - Şile Oya-Ali Osman Keçici Sosyal Bilimler Lisesi Tarih dersi öğrencileri tarafından hazırlanmıştır. İçerik zenginleştirme: Batuhan Lütfü 55

Tarihizm - Tüm Hakları Saklıdır